Gelenekselleşmiş, her kuşağın diline pelesenk olmuş o meşhur sitemi duymayanımız yoktur: “Nerede o eski bayramlar?” Yaşı kemale ermiş büyüklerimizin bir araya geldiğinde özlemle yad ettiği o günler, sanki Hz. Mevlâna’nın “Dün dünde kaldı cancağızım, artık yeni şeyler söylemek lazım” düsturunun aksine, zihnimizde hep taze kalmaya devam ediyor. Ancak kabul etmeliyiz ki; eskiler eskide kaldı ama özlemi her geçen gün daha da katlanıyor.
Bayramın Ruhu: Dayanışma mı, Buruk bir Tebessüm mü?
Aslında bayramlar; sevincin, paylaşmanın ve kardeşliğin zirveye çıktığı, insanlığın ortak vicdanını hatırlatan kutsal zaman dilimleridir. Fakat ne yazık ki son 30-40 yıldır yeryüzü semaları huzur yerine gözyaşıyla doluyor. Bu bayramı da yine yanı başımızda, Orta Doğu’nun bitmek bilmeyen savaşlarının gölgesinde, kalbimizde bir sızıyla idrak ettik.
Savaşın olduğu yerde neşe filizlenemez. İran, İsrail ve ABD arasındaki gerilimlerin gölgesinde, kimin haklı olduğunu tartışırken aslında en büyük hakikati kaçırıyoruz: Savaşın kazananı olmaz, sadece kan ve gözyaşı olur. Müslümanlar olarak mezhep kavgalarıyla birbirimizi hırpalamak yerine, bayramın birleştirici ruhuna sığınmalı; elimizle düzeltemediğimizi dilimizle ve kalbimizle iyileştirmeye çalışmalıyız.
Başakşehir’den Moskova’ya Bir Gönül Köprüsü
Kendi içsel yolculuğumda "eski bayramları" ararken kendimi sık sık bayram namazlarının o muazzam atmosferinde buluyorum. Son yıllarda Başakşehir Merkez Camii’nde yaşadığım o manevi iklim, bana adeta Kâbe’deki o evrensel kardeşliği fısıldıyor. Dünyanın dört bir yanından gelen farklı dillerdeki Müslümanların tek bir safa dizilmesi, aslında bayramın gerçek yüzüdür.
Bu tablo bana 2002 yılındaki Hac hatıralarımı ve Moskova’da geçirdiğim bayramları anımsatıyor. Prospekt Mira Camii’nin soğuk havasında ısınan o sıcak kardeşlik bağları, bugün modernleşen ve dijitalleşen dünyada en çok ihtiyaç duyduğumuz şey.
Dijitalleşen Yalnızlık ve Kaybolan Köy Meydanları
Maalesef günümüzde bayram coşkusu, yerini dijital bir görev bilincine bıraktı. Eskiden köylerde üç gün süren akraba ziyaretleri, yerini tatil beldelerine kaçışlara veya soğuk bir kısa mesaja bıraktı. Sokaklarda bayramlıklarıyla koşturan çocukların yerini, ellerindeki tabletlere gömülmüş sessiz bir nesil aldı.
Savaşlar, dijital hayat ve modern dünyanın bitmek bilmeyen koşuşturması bizi her geçen gün o saf ve samimi bayramlardan uzaklaştırıyor. Taner Güner’in o naif şiirinde dediği gibi:
Belki de "eski bayramları" geri getirmenin yolu, önce kalplerimizdeki barışı tesis etmekten ve sevdiklerimize bir kısa mesajdan fazlasını vermekten geçiyor.